Kadına Şiddetin Sebepleri ve Çareler

(Özgecan’ın Anısına)

İnsanları en güzel biçimde erkek ve kadın olarak yaratan Yüce Allah onların her birini diğerinin eşi ve eşiti kılmıştır. Hakları ve özgürlükleri, sorumlu kılındıkları emirler ve yasaklar ve alacakları ceza ve mükâfat aynıdır. Biyolojik ve ruhsal farklılıkları sebebiyle görevlerde ve görevlere mukabil haklarda ki farklılıklar ise istisnaidir.


Kadına Şiddetin Sebepleri ve Çareler Şiddet Zayıflara Yöneliktir ( Erkek Kadın Çocuk )

Haklar ve özgürlükler insana özgü olduğu gibi uygulanan adalet ve yapılan zulüm/şiddet de insana yöneliktir. Bu sebeple biz yalnızca kadına değil erkek, kadın ve çocuk olarak insana ve hatta bütün canlılara yönelik şiddet olduğu inancındayız. Yaratılış yüceliğini kavrayamamış olup Peygamberler tarafından tebliğ edilen İlahî yasalardan sapmış olan erkek ve kadın güçlü insanlar –tarihi dönemler boyunca- zayıf buldukları insanlara karşı şiddet uygulamışlardır. Erkeklere nazaran zayıf oldukları için kadınlar şiddetin daha çok mağduru olmuşlardır, olmaktadırlar ve sebepler giderilmedikçe olmaya da devam edeceklerdir.

Şiddetin Türleri ve Sistemden ve Şahıslardan Kaynaklanması

Fiziksel, cinsel, ruhsal ve ekonomik olmak üzere çeşitlere ayrılan ve her toplumda ve kültürel düzeyde kadınlara yönelik olarak uygulanan şiddetin pek tabiidir ki sistemden ve şahıslardan kaynaklanan sosyal ve kişisel sebepleri vardır. Biz bu sebeplere ana hatlarıyla ve dokuz madde halinde değinmeye çalışacağız.

I. Allah’a ve Onun Huzurunda Sorgulanacağımıza İman Zaafı

Bu Zaaf Şiddetin Ana Kaynağıdır


Şiddetin ana sebebi Yaratıcımız olan Allah’a îman yetersizliğimiz ve O’nun huzurunda bütün iradeli davranışlarımızdan ötürü sorgulanacağımıza ve özellikle uyguladığımız zulüm nitelikli şiddetimizden ötürü Cehennem azabına uğratılabileceğimize inanç yokluğu veya zaafımızdır. (Necm 53/38-41)

Çare: İman Zaafını Giderici Yaygın Eğitimdir

II. Cezaların Yetersizliği

Ceza Suçun Birebir Aynısı Olmalı /Affi ve Tazminatı da İçermelidir

Cezaların caydırıcı nitelikte olması gerekir. Bunun için cezanın suçun cinsinden olup bire bir aynısı olması; af ve tazminat gibi alternatifleri de içermesi gerekir.( Bakara 2/178, İsra 17/33)

Şiddet uygulayan kişi, mağdurlarınca veya öldürdüğü şahsın varislerince affedilmemesi veya tazminata rıza gösterilmemesi durumunda işlediği zulmün aynısıyla cezalandırılmalıdır.

Ceza Caydırıcı ve Kişisel Olmalıdır

Şiddete maruz kalanların veya varislerinin müdahil olmadığı ve yalnızca hapis cezalarının uygulandığı sistem adil ve caydırıcı olmaktan uzaktır. Üstelik bu sistem mağdurların veya öldürülenin varislerinin adalet beklentilerini karşılamamakta, acılarını dindirmemekte ve intikam ateşlerini söndürmemektedir.

Ayrıca uzun yıllar hapis cezası verilen katilin örneğin karısını kocasızlığa, çocuklarını ilgisizliğe ve anasını babasını da mutsuzluğa itmek gibi ruhsal şiddet türlerini içermektedir.

Çare: Bir an önce jakoben laiklik şartlanmaları aşılarak açıklanan adil ceza sistemine geçilmelidir. Aklın, bilimin ve insanlık tecrübelerinin gereği budur. Bunun içindir ki Yüce Rabbibimiz “Ey akıl ve gönül birlikteliği oluşturmuş gerçek akıl sahipleri! Bire bir ceza sisteminde sizin için hayat vardır.” buyurmaktadır. (Bakara 2/179)

III. Boşanma Sisteminin Doğal ve İnsana Saygılı Olmayışı

Boşanma sistemi tarafların mağduriyetine sebebiyet vermeksizin kocaya ve kadına tek taraflı olarak boşama-boşanma hakkını vermelidir. (Bakara 228, Talak 1-2) Oysaki yürürlükteki sistemimizde taraflardan birinin boşanmak istememesi durumunda davalar yıllarca sürüncemede kalmakta, bu da haklı olan güçlü tarafı şiddete yönlendirmektedir.

Çare: Boşanma Sistemini Düzeltmektir.

IV. Alkollü İçkiler Kullanımının Doğal Görülmesi

İstatistikler açıkça göstermektedir ki ülkemizde işlenen cinayetlerin ve yapılan trafik kazalarının başlıca sebeplerinden biri alkollü içkiler olduğu gibi kadınlara ve çocuklara yönelik aile içi şiddetin ana nedenlerinden biri de alkollü içkilerdir.

Çare: Alkollü içkilere karşı dîn ve akıl-bilim öncülüğünde kültürel bir mücadele başlatmaktır. (Maide 5/90-91)

V. Söz Taşıyıcılığından Kaynaklanan Çevresel Baskı

Uygulan şiddetlerin ve şiddetin ileri boyutu olan cinayetlerin çevreye yayılan yıkıcı dedikodulardan kaynaklanabildiği de bir gerçektir. Özellikle namusların ancak cinayetle temizlenebileceği cahiliyet yargısının hakim olduğu bölgelerde genelde bir kısmı gerçek de olmayan cinsel ilişki dedikoduları mânevi baskı oluşturarak şiddete yöneltmektedir.

Çare: Yüce dinimizin de yasakladığı dedikoduculuğa karşı ahlâkî bir seferberlik başlatılmalı, şiddete sebebiyet veren dedikoduların / söz taşıyıcılığın yapılan şiddetin günahına bizi de ortak ettiği bilinci insanımıza aşılanmalıdır. (Hucurat 49/5)

VI. Ailenin Onayı Alınmadan Yapılan Evlilikler ve Oluşturulan Haram Birliktelikler

Aile baskısıyla oluşan veya ailenin tecrübelerinden yararlanmaksızın yapılan evlilikler ya da aileden gizli olarak oluşturulan haram nitelikli birliktelikler bir süre sonra ihtilaflara sebep olabilmekte ve ailesinin korumasından da yoksun olan kadın şiddete uğrayabilmektedir.

Özellikle birliktelikler kadın tarafından sona erdirilmek istendiğinde ayrılmak istemeyen erkeğin şiddet göstermesine sebep olmaktadır.

Çare: Haram birlikteliklere karşı kültürel mücadele başlatmak ve kız çocuklarına üniversite eğitimini aileden koparmadan ana babanın bulunduğu şehirde yaptırmaktır.

VII. Medyamızın Yıkıcı Etkileri

Yazılı ve özellikle görsel medyada (sinama/televizyon dizileri) cinsel özgürlüklere davet çıkarılmakta, geleneklerimiz ve İslâmi inançlarımızla çelişen ilişkiler biçimi doğalmış gibi ısrarla ve özendirici bir şekilde aktarılmaktadır.

Karma Eğitim ve Çalışma Sisteminin Katkı Verici Tesirleri

Karma eğitim ve çalışma sistemi de bu olumsuzluğa zemin oluşturmaktadır. Bu durum erkekler yanı sıra kızları-kadınları çevrenin ve ailenin onaylamayacağı bir şekilde sözlü ve fiili ilişkilere itmekte, bu da yukarıda açıklanan sosyal baskının oluşmasına ve şiddete yol açmaktadır.

Çare: Medyamızın sorumlu kültür politikaları izlemesini sağlamaktır.

VIII. Kıskançlık Anlayışımız

Kıskançlık insan doğasında var olan ve bilinçle kullanılması halinde bir erdemdir; Peygamberimizin diliyle“Kıskançlık imandandır.” Ancak varsayımlara ve hak ihlaline dayanan ve sonuçta eşe haksız baskı kurulmasına neden kılınan kıskançlık muhatabını bunaltıcı ve yıkıcıdır. Mesela eşlerden birinin diğerine;

- Delilsiz olarak ilişkisi olduğu suçlamasında bulunması,
- Eşlerden birinin boşanmak istemesi halinde diğerinin karşı çıkması,
- Boşanan kadının yeni bir evlilik yapmasına engel olunması,
- Genç yaşta dul kalan kadınların evliliğinin yerilmesi,

Bütün bunlar dinimizin de kabul etmediği; “Allah’ın razı olmadığı” kıskançlık türleridir. (İbn Mace Hn.1446)

Olumsuz kıskançlığın ruhsal şiddet yanı sıra fiili şiddete dönüşebildiği de bir gerçektir.

Çare: Kıskançlık anlayışımızı İslâm’la düzeltmektir.

IX. Yanlış veya Bilinçsiz Geleneksel Dîn Anlayışımız

İslâm Dîni’in temel amacı insanları insanların zulmünden korumaktır. İnsan olarak sahip olduğumuz Hakların çiğnenmesini engellemektir. Bu sebeple doğru din anlayışına göre mesela:

- Kız çocuğu onaylamadığı evliğe zorlanamaz.
- Zulmeden/şiddet uygulayan kocaya karşı sabredilmesi dinin gereği değildir.
- Boşanma bir haktır, gerektiğinde kullanılması görevdir.

Namusu cinayetle temizleme istemi karanlık bir cehalettir ve Cehennem’e götürücü günahtır. İslâm Toplumu’nda bile dört şahitle tespit edilebilecek zinanın Kur’ânî cezası yargı kararıyla yalnızca 100 sopadır.( Nûr 2 )

Adet halinde olmayan ve hastalığı bulunmayan kadının kocasının arzularını erteleme hakkı yoktur.

Çare: Doğru din anlayışını yerleştirerek dinden kaynaklanabilecek şiddeti engellemektir.

X. Aile Hayatının Bir ibadet Hayatı Olduğunun Bilinmeyişi

Aile hayatının kuruluşunun ve eşlerin karşılıklı görevlerinin ibadet olduğu bilincinden yoksunluğun getirdiği sorumsuzluk ve basit problemlere karşı dahi gösterilen sabırsızlık giderek şiddete dönüşebilmektedir.

İbadet Allah’ın Kur’ânî emirlerine itaat ibadet olduğu için Ailenin kurulması ve kocanın nafakayı temin etmesi, dış etkilerden koruması, gereğinde öğüt vermesi, kocalık görevini yapması, eşiyle iyi geçinmesi ve kadının kadınlık görevlerini yapması, cinsel haramlardan korunması ve meşru isteklerinde kocaya saygılı olması Rabbimizin buyrukları olarak İbadettir. İbadet olduğu ve dolayısıyla ebedi hayatın mutluluğunu sağlacak oluşu eşleri daha hoş görülü ve sabırlı yapabilmektedir.

Çare: Aile hayatını güçlendirici kültür politikaları izlemektir.

Yukarıda 10 madde halinde özetlediğimiz kadına şiddet sebeplerinin her biri dinimizde haram kılınan türden işlemlerdir. Şiddetten korunmak istiyorsak kulaktan dolma dine değil Kur’ân’a ve Peygamberi buyruklara dayanan İslâm’a yönelmemiz gerekmektedir. İslâm’ın insanı yaratan Rabbimizin koyduğu düzen olduğu unutulmamalıdır.

Ali Rıza DEMİRCAN