İslâm Özgürlükçüdür

Yüce Allah akıl, ilim ve irade gücü ile yarattığı insanları denemeye uğratmayı diledi. Onlara içlerinden Peygamberler seçip gönderdi. Peygamberler vahiy yoluyla aldıkları ilâhî emirleri ve yasakları insanlara tebliğ ettiler.Bu tebliğleri ile Allah'â ibadet edilmesi çağrısında bulundular. Cennet'le müjdelediler, Cehennem'le korkutup uyardılar.


İslâm Özgürlükçüdür İnsanlara yapılan bu çağrılar, insanları Allah'ın egemenliğine bağladığı, insanları sömürme yollarını kapadığı için siyasî, ekonomik ve kültürel egemenliği ellerinde bulunduran hakim gruplar Peygamberlere şiddetle karşı çıktılar.

İlâhî irade, Allah'a iman ve hayatın bütününü ibadetleştirme çağrılarına olumlu veya olumsuz fakat hür (özgür)iradelerle karşılık verilmesini gerektirdiği için Peygamberler yalnızca tebliğde bulundular. Onlar alaya alındılar, işkence yapıldılar, sürgün edildiler ve suikastlere uğratıldılar ama tebliğ ettikleri dinin lehine asla baskı yapmadılar-yaptırmadılar, hakim konuma geldiklerinde bile özgürlükçü tavırlarını değiştirmediler. 

Kur'ân Peygamberlerin yalnızca çağrı/tebliğ görevi, insanların da inanıp inanmama hakları ve hürriyetleri (özgürlükleri) olduğunu şöylece açıklar:

"...Peygamberlerin görevleri başka değil ancak Çağrıda bulunmak olmuştur."

"Biz insana (peygamberler aracılığıyla) dosdoğru yolu gösterdik.Şükredici veya nankör olmak artık onun seçimine bağlıdır.Biz Allah'ı ve O'nun insan üzerindeki egemenliğini inkâr edenler için zincirler, halkalar ve yakıcı bir ateş hazırladık."

Kurân penceresinden bakıldığında özgürlükçü yapı bütün Peygamberlerin hayatında görülebilirse de biz, evrensel kılınan son Peygamber Hz. Muhammed'in hayatına yönelecek, Ona ve Onun şahsında bütün müminlere yönelik âyetlerle İslâmın özgürlükçü yapısına kısaca açıklık getireceğiz.

Yüce Allah "Şahit, müjdeleyici ve kokutucu/uyarıcı bir peygamber" olarak gönderdiği...2 Hz. Muhammed'e şöyle buyurur:

"Sen öğüt ver; senin görevin yalnızca öğüt vermektir. Sen onlar üzerinde zorlayacak bir güç sahibi değilsin."

"Biz onların (o yeniden dirilmeyi inkâr edenlerin) ne söylediklerini iyi biliyoruz; ve sen onları hiçbir şekilde inanmaya zorlayamazsın.Ama sen yine de benim uyarımdan korkabileceklere bu Kur'ân aracılığıyla hatırlatmada bulun."3 

Kur'ânla çağrıda bulunduğu insanların bir bölümünün inkârcılığını sürdürmesi sebebiyle ileri derecede üzüldüğü ve onların da iman etmesi gerektiğine kendisini şartlandırdığı için Yüce Rabbimiz Hz. Peygamberi şöylece uyarır:

"İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja (inanmıyorlar) diye (üzüntünden) neredeyse kendini tüketeceksin."

"Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde yaşayan herkes topyekün imana erişirdi. (Ama dilemedi.) Hal böyle iken insanları inanıncaya kadar zorlayacak mısın."4

Çağrılarını sürdüren Hz.Muhammed'e inananlar olduğu gibi inanmayanlar da olmuştur. İnanmayanlara karşı nasıl tavır takınması gerektiği Rabbimiz tarafından O'na şöylece açıklanmıştır:

"(Ey Peygamber!) Seni yalanlamaya kalkışırlarsa o zaman onlara şöyle de: Benim yapıp-ettiklerim bana(yazılacak,) sizin yapıp- ettikleriniz de size, ne siz benim yaptıklarımdan sorumlusunuz,ne de ben sizin yaptıklarınızdan sorumluyum."5

Böylesine bir tavır takınabilmek için son derece tahammüllü ve hoş görülü olmak gerektiği içindir ki Rabbimiz O'na bağışlayıcı olmasını,müminlere de affedici olmalarını söylemesini şöylece öğütlemiştir:

"Sen onların yaptıklarına dayan/hatalarını başlarına kakma ve de ki: Selam olsun size. Çünkü onlar yakında hakikati anlayacaklar."

"(Ey Peygamber!) İman etmiş olan her kese söyle:Allah'ın (insanları sorguya çekeceği) günlerinin geleceğine inanmayanları affetsinler, çünkü insanların hak ettiklerinin karşılığını vermek yalnız Allah'a özgüdür.6 

Görevi, Rabbinden aldığı ilâhî emirleri ve yasakları tebliğ edip öğretmek olan Hz. Muhammed'e özgürlükçü ve affedici tavır sergilemesi emredildiği gibi engelleyici ve saldırgan muhalefet sergileyen etkili ve yetkili kişilere karşı çıkması da emredilmiştir.

Üstelik Allah'ın dininin tebliğ edilmesini siyasî,askeri ve ekonomik egemenliklerine açılmış bir savaş gibi algılayan hakim güçlerin kendisini ve müminleri yurtlarından çıkaran tecavüzlerine karşı ona ve müminlere savaş izni verilmiştir; tecavüzlerine aynen karşılık verilmesi ilkesi de yasalaştırılmıştır.

Örneğin Ahzab sûresinin 48. ve Bakara sûresinin 194. âyetlerinde Allah'ın Peygamberi ve ilk müminler şöylece görevlendirilmişlerdir:

"Hakikati inkâr edenlerin ve iki yüzlülerin değer yargılarına/yaşantı düzenlerine uyma. Onların üzücü/incitici sözleri/davranışlarına da aldırma. Yalnızca Allah'a güven; hiç kimse Allah kadar güven verici olamaz."

"...Bir kimse size saldırıda bulunursa siz de onun saldırdığı gibi saldırın;ancak Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olun ve Allah'ın, kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanların yanında olduğunu bilin."

İnsanlara inanmama - günahkâr olma özgürlüğünü tanıyan ve de Hz. Muhammed'in şahsında bütün müminleri bağlayan özetlediğimiz ilâhî buyruklar çizgisinde diyebiliriz ki İslâm özgürlükçüdür. Hür (özgür) iradelerin kullanılmasını gerektiren doğası gereği vicdan ve din özgürlüğü üzerinde baskı kurulmasını onaylamadığı gibi kendisi üzerinde baskı kurulmasını ve müminleri tarafından yaşanılmasına engel olunmasını da asla onaylamaz. Bu tür tecavüzleri barışı bozucu çatışma nedeni olarak görür. 

İslâm'ın özgürlükçü tavrı egemenlik kurduğu toplumlar için de geçerlidir. Zira o, temel insan hakları ve özgürlüklerini, kendisine inanmayanlara da tanır. Çünkü bu hakları ve özgürlükleri yaratırken insanlara veren Yüce Allah'tır ve bu değerler aynı zamanda devredilemez görevlerdir.

Bilmemiz gereken bir olgu da İslâm'ın özgürlükçü yapısının, ağırlıklı olarak değinildiği üzere yalnızca vicdan ve din özgürlüğüne özgü olmayıp bütün haklara ve hürriyetlere şamil olduğu ve hayatın bütün alanlarını içine aldığı gerçeğidir.

Ancak hiç şüphesiz bu onun sınırsız özgürlükler tanıdığı anlamına gelmez. Elbette onun da özgürlükleri kısıtlayıcı yasakları vardır. Ne var ki onun koyduğu materyalist eğitim ve medya düzeni, içki, kumar, zina, eş cinsellik ve faiz gibi yasaklar derinden düşünüldüğünde kavranılacağı gibi temel insan hakları ve özgürlükleriyle ilgili değildir; doğrudan veya dolaylı olarak başkalarının sömürülmesini engelleyici insani yasaklardır.Bu sebeple onlar özgürlükleri sınırlayıcı değil bilakis koruyucu yasaklardır.

Bu tür yasaklar, vahiy kaynaklı ve akıl rehberli bütün özgürlükçü medeniyetlerde ve gelişmiş toplumlarda da vardır.

İslâmî yasaklar arasında yer alan uyuşturucu maddelerin kullanımı, ırkçılık, kürtaj, çevrenin kirletilmesi,inançlar ve yaşantılar üzerine baskı gibi yasakları onaylayan sekülarist dünyanın, yukarıda değinilen zararları bilimsel verilerle de kanıtlanmış İslâmî yasaklara ve benzerlerine bütün halinde karşı çıkamaması tam bir çelişkidir ve bu çelişki onların zaafları sömürücü yapılarından kaynaklanmaktadır.

Bu arada aydınlarımıza ilmi bir katkı olarak belirtelim ki İslâm'dan sapan fakat sözlü ve fiili saldırılarda bulunmayıp kendi iç dünyasına çekilmiş bulunan kişiler (mürtedler) için bile İslâm'da uygulanacak cezaî bir yasa yoktur. Kur'ân ve Nebevî Sünnet'in belirlediği ceza ancak saldırganlaradır.7

Allah'a ve Ebedî Hayata iman esaslarına dayanan ve merkezine aldığı insan hayatını maddi ve manevi, ferdi ve içtimai yapısıyla kuşatan ve de yücelttiği özgürlüklerin insanlık aleyhine kullanılmasını engelleyen İslâm, insan hayatıyla özdeşleşen ilâhî düzendir.

"Dinde (inanç ve yaşam düzeninde) zorlama yoktur..."8 prensibi de onun ana ilkesidir.Akıl ona yönelerek, özgürlükler de onu tercih ederek anlam ve yücelik kazanabilir.

Kur'ân, bu yönelişi ve tercihi yapamayacakların uğrayacakları azabı şöylece açıklamaktadır:

"Allah'ı ve O'nun yaşatıcı ve yasa koyucu egemenliğini tanımayanlar için Cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir varış yeridir.

Onlar Cehennem'e atıldıklarında onun kaynarken çıkardığı sesi, neredeyse öfke ile patlarcasına çıkardığı sesi duyacaklar. Her bir grup günahkârın oraya atılışında bekçiler onlara soracak: Size hiç uyarıcı gelmemiş miydi? Onlar-evet- diyecekler ve sözlerini şöylece sürdürecekler:

Evet aslında bize bir uyarıcı gelmişti ama biz onun sözlerini yalanladık ve ona: Allah vahiy yoluyla hiçbir emir ve yasak indirmiş değildir! Siz kendinizi uyarıcı olarak görenler Apaçık bir sapıklık içindesiniz.

Sonrada şöyle itirafta bulunacaklar:

Biz uyarıları dinlemiş olsaydık veya (en azından) kendi aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi yakıcı azaba girenlerden olmazdık."

Cuma Mesajı'mızı inançsızlıklarını sürdüreceklere Kur'ân'ın söylememizi öğütlediği özgürlükçü öğretiyle bitirelim: 

"Sizin inanç ve yaşantı düzeninize bağlılığınız size, benim iman ve hayat düzenime bağlılığım da bana."9

1- Nahl 35, İnsan 3-4

2- Ahzab 45

3- Ğaşiye 21, Kaf 45

4- Şuara 3, Yunus 99

5- Yunus 41

6- Zuhruf 89, Casiye 14

7- Ahzab 48, Bakara 194

8- Bakara 256

Ali Rıza DEMİRCAN